• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/profile.php?id=100001891930624
  • https://twitter.com/Suleymanshen
Menü Başlıkları
TÜRK EĞİTİM TARİHİ

İki bin yıllık Türk eğitim tarihide yer almış;

* uygulamalar
* sosyal yapılar,
* kişiler,
* kurumlar,
* programlar,
* belgeler,
* kitaplar,
* dönemler,
* kanunlar,
* yönetmelikler,
* müdürlükler,
* bakanlıklar,
* projeler,
* heyetler,
* kurslar,
* okullar,
* yayınlar,
* sınavlar, 
* dergiler,
* mecmualar, 
* bilim adamları
(raporlar hazırlayan)

Türk eğitim tarihinde yer almış bu unsurlar ara ara bu sitede özetler halinde yayınlanactır.
Takvim

"En önemli ve en feyizli görevlerimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu suretle olur".           Mustafa Kemal ATATÜRK

Türkiye Tektonizması(İç Kuvvetleri)




TÜRKİYE’DE TEKTONİK OLAYLAR

Türkiye arazisi, konumundan dolayı yer kabuğunun çok hareketli olduğu alanlardan biridir. Güneyde yer alan Afrika levhası ve Arabistan levhası ve kuzeyde yer alan Avrasya levhası arasında kalmıştır. Bu levhalar arasında yer alan Anadolu karası sürekli sıkışmaktadır. Bu durum Türkiye arazisinde önemli ölçüde enerji birikmesine neden olmaktadır ve bu da bilinen olaya yani depremlere neden olmaktadır. Zira biriken bu enerji zaman zaman açığa çıkmaktadır.

 Ülkemizdeki birinci derecede deprem alanları, aynı zamanda faylara paralel olarak üç kuşak hâlinde uzanmaktadır.

Kuzey Anadolu fay kuşağı: ülkemizdeki en uzun fay hattını oluşturmaktadır. Yaklaşık 1400 km uzunluğunda olan bu hat, Saroz Körfezi’nden başlar; Marmara Denizi, Adapazarı, Düzce, Bolu, Çankırı, Erzincan ve Erzurum üzerinden doğuya uzanır. Ülkemizde görülen yıkıcı depremlerin yarısından fazlası bu kuşakta gerçekleşmiştir. Kuzey Anadolu fay hattı, yeryüzünde en çok deprem üreten yanal atımlı faylardan biridir.

Doğu Anadolu fay kuşağı: Afrika kıtasının doğusunda başlayan bu fay hattı ülkemizde Hatay-Kahramanmaraş oluğu üzerinden Doğu Anadolu’ya uzanan fay hattıdır. Doğu Anadolu fay kuşağını oluşturan bu deprem bölgesi, Malatya ve Elâzığ’dan geçerek Bingöl’e yakın bir yerde Kuzey Anadolu fayı ile kesişmektedir.

Batı Anadolu fay alanı: Ülkemizdeki fay kuşaklarından biri de Batı Anadolu fay alanıdır. Ege’nin kıyı kesimi ile Göller Yöresi’ni kapsayan bu bölgedeki fay hatları çoğunlukla doğu-batı doğrultusunda uzanan graben alanlarının sınırlarını izlemektedir. Batı Anadolu fay kuşağı da ülkemizdeki önemli deprem alanlarındandır.



TÜRKİYE’NİN JEOLOJİK GEÇMİŞİ

Türkiye’nin bulunduğu alanda her jeolojik zamana ait arazilere rastlamak mümkündür.

 Paleozoik’e (I. Jeolojik Zaman) ait arazilere Yıldız Dağları, Zonguldak çevresi, Menderes- Menteşe arası, Anamur-Alanya arası, Bitlis ve Kırşehir çevresinde rastlamak mümkündür.

Kanıtlar: Zonguldak çevresindeki taş kömürü yatakları I. Zamana ait oluşumdur. Bu dönemde(360 milyon yıl önce) Türkiye arazisi su altında idi fakat bazı yükseltiler (Yıldız dağları ve Zonguldak çevresi) ada halinde olması kuvvetle muhtemeldir. İklim itibari ile yoğun yağış ve gür ağaçlar bugünkü taş kömürü yataklarına kaynaklık etmişlerdir.      

 Mezozoik’te (II. Jeolojik Zaman) Türkiye diye bir yer su yüzeyine çıkmamış, bu dönemde Türkiye’nin bulunduğu yer Tethys Denizi’nin altındadır. Ayrıca karalardan taşınan materyallerle Tethys Denizi’i tortulanmıştır.

Kanıt: Bugün ülkemizin büyük bir kısmında deniz canlılarına ait fosillere rastlanmaktadır.

 Senozoik’in Tersiyer Dönemi’nde (III. Jeolojik Zaman) Gondwana ile Laurasia’nın birbirine yaklaşması sonucunda Tethys Denizi tabanındaki tortul tabakalar sıkışarak deniz yüzeyine çıkmaya başlamıştır.

Kanıt- 1: Türkiye’nin bulunduğu araziler bu dönemde büyük ölçüde kara hâline gelmiştir. Fakat tümüyle kara halini almamış, üzerinde irili ufaklı onlarca göl oluşmuştur. Bu göl ve çevresinde yetişen gür bitkiler ise günümüzdeki linyit kömürünün oluşumuna kaynaklık etmişlerdir(Sivas, Oltu, Olur, Narman, Kağızman, Ankara, Sivas, Iğdır çevreleri).

Kanıt-2: Bu dönemde en büyük dağ oluşum sistemi olan Alp-Himalaya dağ sistemi oluşmuş, oluşumundan Türkiye de etkilenmiş, Kuzey Anadolu Dağları ile Toroslar, bu dönemde meydana gelmiştir.

Senozoik’in Kuaterner Dönemi’nde Ege Denizi’nin bulunduğu yerde üzerinde göllerin yer aldığı Egeid karası bulunmaktaydı. Bu kara, fay hatları boyunca çökmeye başlamış, Akdeniz’in suları buraya dolarak Ege Denizi’ni oluşturmuştur. Buradaki sular önce bir akarsu vadisi olan Çanakkale Boğazı üzerinden Marmara çanağına dökülerek Marmara Denizi’ni oluşturmuş, daha sonra yine bir akarsu vadisi olan İstanbul Boğazı’ndan bir tatlı su gölü olan Karadeniz’e akmıştır. Böylece Karadeniz oluşmuş ve Türkiye arazisi bugünkü görünümünü almıştır.

Konu videosu
http://www.eba.gov.tr/video/izle/77605478a1378bd01401d9f4e8f23676d04a52d09c001

TÜRKİYE’DE İÇ KUVVETLERİN İZLERİ

 İç kuvvetler olarak adlandırılan epirojenez, orojenez, deprem ve volkanizma Türkiye’nin oluşumunda etkili olmuştur.

Türkiye'nin bulunduğu alan; farklı jeolojik zamanlarda iç kuvvetlerin etkisiyle şekillenmiştir. Türkiye, özellikle III. Jeolojik Zaman'dan sonra iç kuvvetlerin etkisinde oluşmaya başlamıştır. Bu etkiler daha çok dağ kuşaklarının(Alp Orojenezi), çöküntü alanlarının(Ege, Akdeniz ve Karadeniz’in çökmeleri) ve kırık hatlarının oluşması şeklinde kendini göstermiş, kırıklardan çıkan lavlar ve diğer volkanizma faaliyetleriyle de volkanik alanları meydana getirmiştir.

Türkiye karasının(Anadolu’nun) oluşması(epirojenez)

Kara öncesi; Mezozoik’te (II. Jeolojik Zaman) Türkiye diye bir yer su yüzeyine çıkmamış, bu dönemde Türkiye’nin bulunduğu yer Tethys Denizi’nin altındadır. Bu dönemde Tethys Denizi’i karalardan taşınan materyallerle tortulanmaya devam etmiştir.

 Kara sonrası; III. Jeolojik Zaman'ın ortalarından itibaren tektonik hareketlerin etkili olduğu ülkemizde Anadolu'nun büyük bölümü kara hâlini almıştır(Gondwana ve Laurasia  levhalarının birbirine yaklaşması ve Tethys Denizi’ni sıkıştırması sonucunda Anadolu karasında yükselmiştir)

Tersiyer’de dış kuvvetler tarafından aşındırılarak hafifleyen Anadolu kara parçası, III. Jeolojik Zaman'ın sonlarına doğru epirojenezle yükselmeye başlamıştır.

Türkiye arazisinin sahip olduğu ortalama yükseltinin 1000 metreden fazla olması ve platoların geniş yer kaplaması bu durumun kanıtıdır.

Türkiye’de epirojenik hareketleri; Anadolu Yarımadası genel itibarıyla yükselirken Karadeniz ve Akdeniz çökmektedir. Çukurova ve Ergene Ovası'nda biriken kalın tortul tabakalar bu ovaların çöküntüye uğradığını göstermektedir. Ege Denizi, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının oluşmasında da epirojenik hareketler etkili olmuştur. Türkiye, günümüzdeki görünümünü III. Jeolojik Zaman'da almıştır.

Orojenik hareketler ise, ilk olarak I. Jeolojik Zaman'da meydana gelen Hersiniyen ve Kaledoniyen Kıvrımları Türkiye’yi etkilemiştir. Bu dönemde oluşan kıvrımlı yapılar, dış kuvvetlerin etkisiyle aşınarak zamanla sertleşmiştir(masif araziler).

Türkiye’yi en çok III. Zaman’da oluşan Alp Orojenezi etkilemiştir.

Alp Orojenezi, Lavrasya ve Gondvana kıtalarının sıkıştırması sonucu Tetis Denizi'nde biriken tortulların su yüzeyine çıkmasıyla(epirojenez süreci) başlamış, yüzeye çıkan kara kütlesi, güney yönlü Avrasya levhası ile kuzey yönlü Arabistan Levhası'nın arasında sıkışarak orojenezi oluşturmuştur. Bunun sonucunda Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar oluşmuştur. Levhaların basıncından gerilmeye maruz kalan Batı Anadolu'da sert tabakaların kırılmasıyla kırık dağları, çöken alanlarda ise çöküntü ovaları oluşmuştur. Çöküntü alanlarına Gediz, Büyük ve Küçük Menderes ovaları; yüksekte kalan kütlelere ise Bozdağlar ile Yunt ve Aydın dağları örnek verilebilir.

Günümüzde Türkiye arazileri içerisinde aktif volkana  rastlanmamaktadır. II. Jeolojik Zaman'da ülkemizin bulunduğu alanda su altı volkanları görülmekteydi(Tetis Denizi zamanları). Su altı volkanlarına ait kalıntılar, bugünkü Toroslar ve Kuzey Anadolu Dağları ile Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmını kapsayan alanda yer almaktadır. Bununla birlikte ülkemizde II. ile III. Jeolojik Zaman'ın sonlarına ait olan volkanik şekiller daha yaygındır. Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da bu şekillere rastlanmaktadır.

Türkiye’de, volkanik faaliyetler sonucu oluşmuş volkan konilerine Doğu Anadolu'da yer alan Nemrut, Tendürek, Süphan, Büyük- Küçük Ağrı dağları ile İç Anadolu'da yer alan Erciyes, Melendiz, Hasan dağları, Karadağ ve Karacadağ örnek verilebilir.

Ayrıca Güneydoğu Anadolu'da yer alan Karacadağ da volkanik yeryüzü şekilleri arasında yer almaktadır.

Volkan konilerinin dışında, Konya sınırları içerisinde yer alan Meke Tuzlası ile Nevşehir'de bulunan Acıgöl maar özelliği taşıyan yeryüzü şekillerindendir. Ayrıca Batı Anadolu’da (Kula / Manisa) volkanizmanın etkisiyle çok sayıda küçük volkan konisi, lav ve kül kalıntısı bulunmaktadır.

Türkiye, Arabistan ve Afrika ile Avrasya levhası arasında sıkıştığından ülkemizde sıklıkla depremler yaşanmaktadır.

 Anadolu'nun sıkışması sonucu oluşan üç önemli fay hattı, yeni oluşum gösteren fay hatları içerisinde yer almaktadır. Bunlardan ilki, batıda Saroz Körfezi'nden başlayıp doğuda Van’a kadar uzanan Kuzey Anadolu Fay Hattı’dır (KAF). İkincisi, Hatay’dan Van’ın doğusuna kadar bir yay çizerek KAF ile birleşen Doğu Anadolu Fay Hattı’dır (DAF). Üçüncüsü ise ülkenin batısındaki çöküntü alanlarını kapsayan Batı Anadolu Fay Hattı’dır (BAF).

Deprem alanlarının beş bölgeye ayrıldığı Türkiye'de fay hatlarına yaklaştıkça deprem riski artmakta, fay hatlarından uzaklaştıkça da bu risk azalmaktadır. Türkiye'nin bulunduğu alanda meydana gelen kırılmalar sonucu önemli depremler meydana gelmiştir. Örneğin Erzincan'da meydana gelen depremde (1939) genişliği 4 metreyi bulan ve Erzincan'dan Amasya'ya kadar uzanan 300 km'lik bir yarık oluşmuştur. Benzer şekilde Gölcük'te yaşanan depremde de (1999) güneydeki parça 4 metre batıya kaymıştır.

 Türkiye'de yeryüzünün şekillenmesi açısından iç kuvvetler önemli bir etkiye sahiptir. Ülkemizin sürekli hareket hâlinde olan Avrasya, Afrika ve Arabistan levhalarının karşılaşma noktasında yer alması  da bu etkiyi artırmaktadır. Levhaların hareketleriyle sıkışan Anadolu kütlesi zayıf alanlarından kırılmakta ve buralarda oluşan fay hatları ile deprem riski artmaktadır. Levhaların sürekli hareket hâlinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda Türkiye'nin deprem riski altında olduğu söylenebilir.

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Belki bir gün...
Kendin için,ailen için, devlet için ve hatta dünya için daha da önemlisi insanlık için kendini çok iyi yetiştir, geleceğe iyi hazırlan. Zira bunlardan biri, belki bir gün sana ihtiyaç duyabilir. 
                                   Süleyman ŞEN
VİZYONUMUZ
Dünya'yı bilen, onu önemseyen, barışçıl bireyler yetiştiriyoruz.
MİSYONUMUZ
Görevimiz; rehberi bilim olan, araştıran, sorgulayan, öğrenen ve kendini gerçekleştiren, hoşgörü ve manevi değerleri yüksek, toplumsal çürümeye panzehir olmuş, insanlığın olgunlaşmasını hızlandıran, evrensel değerleri fark etmiş ve içselleştirmiş, yaşanabilir bir dünya taraftarı olan bireylerin yetişmesine katkı sağlamaktır.
Anket
Okul Başarısında En Önemli Unsur Nedir?
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 13° 8°
Site Haritası